13 Temmuz 2013 Cumartesi

İlişmeyin Yolculuğum Güneşimedir..


Sorguluyordum hayatı;
bilmem kaç yılının, 
bilmem kaçıncı ayının, 
bilmem kaçıncı günündeydim..!

    Yani ne zaman sorguladığımı dahi anımsamadığım, kabullenirliği tüm benliğim ile benimsediğim bir kısır döngünün içerisindeydim. Hemde öyle bir döngüydü ki bu anlık zamanlar yaşıyordum. Hayatın tadını çıkartmak dahi istemiyor gibi ruh haline bürünüyordum. Aldığım eşyalardan mutlu olamıyor. Paranoyak bir şekilde mutluluğumu dahi baltalıyordum. Ben nasıl bir kurgunun parçası olduğumu o kurguyu sabote etmeye karar verdiğimde anlamıştım. 

      Ben kimdim? 

     İlk önce bu sorunun yanıtı almak için içsel yolculuğum ile yeni ber serüvene yelken açmak vakti geldi de geçiyordu. Ve benim bir bavul dahi toplama alışkanlığım olmadığından çıktım ruhsal yolculuğuma. Bu yolculukta bana eşlik edecek üstadım Farid Farjad'ım Goleh Pamchal adlı ezgisine başlamış ve; "haydi gidiyoruz Güneşin Oğlu acele et biraz" der gibi, kemanını aldığı kıvrak boynu ile bana işaret ediyordu. Yanımda Farid üstadım ile başladım yolculuğum. İlk durağım vefasız bir oğulun yaptığı gibi malumunuz Güneş'ime idi. Koşulların da etkisi ile bir anda ayrı düştük Güneşim ile. Ve ben karşısına çıkınca ne diyeceğimi dahi bilmeden ona doğru yol alırken görüldüm. Uzundu yolum, engebeliydi. Bilinmezliğe açılan kapıdan yine geçebilecek miydim? Tüm bu olası ihtimalleri bir kenara atıp hatırımı kırmaz zühürt tesellileri ile ilerliyordum. Durak noktalarım olmadı değil. Kararmaya yüz tutmuş bir bulutun izbesinde belirdim. Dertliydi ben gibi. Akıtmaya meyilliydi gözyaşları niyetine yağmurlarını. Ona Güneşime gittiğimden bahsettim. O da aynı dertten muzdaripti. Ben gibi birini görmek; beni aksine sevindirmişti. Bir başkasının acısından mutlu olabilmenin ne kadar utanç verici olduğundan bahsettim ona. Dinledi beni, o sıra gözleri doldu ve hıçkırık niyetine bir yıldırım sundu evrene. Gözyaşlarını tutamadığından bahsetti. Güneşsiz ne kadar yalnız olduğundan, gökkuşağına hasret kaldığından, insanların kendisini gördüğünde kaçıştığından bahsetti. O an; kendi durumum ile kıyasladım ve onu ferahlatmak istedim. Bir anda durdu ve çözülmeye başladı. Gökkuşağına olan aşkından dem vurdu. Heybemden zor günler için sakladığım bir tutam Güneşimin ışığı kalmıştı. Ona sundum ve aşıkların kavuşmasına vesile olmanın haklı sevinci ile ayrıldım yanından. Belki dedim bu Güneşimi mutlu eder de bana yüzünü tekrardan gösterir. Yolculuğumun ona doğru olduğunu anlar. Lakin bu serzeniş kendi içinde sönüp gitti cılız bir mum alevi edasında.

      Ereğim Ne idi?

      Yolculuk yine kendi çıkmazlarının esaretindeydi. Ereğimi yeniden yapılandırmak adına derin bir ah çekip; misyonumu gözden geçirmeliydim. Gönderiliş amacımı nasıl hiçe saydığımı. Nasıl bu kadar gözümün görmez, yüreğimin duymaz olduğunu idrak etmem gerekiyordu. Ereğim; sevmek idi. Ama ben severken sevilmeyi yaşamadığımdan olsa gerek ki, karşılığını bulduğum bir sevda ile afallamış ve acı çekmekten zevk alan, sürekli dert yanıp soluğu babası Güneşinin yanında olan ergen bir bireyken; bir anda olgunlaşıp sevilen erkek statüsüne kavuşmuştum. Sevilmek ne de güzel bir şeydi oysa ki. Herkese nasip olmayan bu güzelliği dahi; benim karamsar ve acıdan beslenen yüreğim anlayamamış, karşısındakini sürekli sorgulayan tavırlarla ilişkisini baltalıyordu. Misyonuna yakışmayan bu hususlar ile kendinden nefret eder bir birey olmuştum. Ereğim sevmekti oysa, sadece sevmek ama ben sevilmeyi hiç yaşamamıştım ki. Hep sevmiştim ondandır ki meseleye hiç vakıf olamadım. Sorgulamaktan uzak çobanının sadık koyun beyinlisi idim artık. İşte bu yüzden Güneşime bana sevilmenin ne olduğunu sormak için bir erek oluşmuştu. Ereğim sevmek değildi artık, sevilmenin ne olduğunu ve sevilen birinin neler yapması gerektiği idi.
Serüvenimiz başlamıştı. Güneşim kim bilir; dağlar ardında mıydı? Ufuk çizgisinden mi süzülüyordu? Nerede olduğunun ne önemi vardı.! O beni nasıl olsa bu serzenişlerden sonra gökkuşağındaki ışığımdan anımsayacak ve yüreğime fısıldayacaktı. 

Beklemek zamanı hiçe sayarak hiçte zor olmayacaktır dostlarım…

Sağlıcakla Güneşim..
Biçare seni bekler bu oğul…

F.Ferdi DURUSULU

2 yorum:

  1. (Anladığım kadarıyla) İçinde bulunduğun durumu güzel anlatmışsın. Özellikle bu kısım "Güneşim kim bilir; dağlar ardında mıydı? Ufuk çizgisinden mi süzülüyordu?" hoşuma gitti. Sizin kadar babalı oğullu olmasa da :) Güneş'in benim için de ayrı bir değeri var. Yeri geldiğinde insanın içini ısıratak tüm sıkıntılarını alıp götürüyor..

    YanıtlaSil
  2. Ereğim sevmek değildi artık, sevilmenin ne olduğunu ve sevilen birinin neler yapması gerektiği idi.
    Ne kadar güzel anlatmışsınız.....

    YanıtlaSil

"yorumlayınız,yorunuz,yordurunuz efendim"