9 Kasım 2010 Salı

güneşimin ışığı azalıyor!...

Güneşin oğlu'nun hayat ışığı sönmekte…!
















Oğul: Neden kimseler gelmiyor uğurlamaya..!

-Baba : Sen ki; farkındalığının farkını fark
edemeyenden farksızsın oğul, neden gelsinler ki!

Oğul: Fark ettim!. Ama bir umut türküsüdür benimkisi, içinde ütopik hayallerimi barındıran,sadece düşten ibaret sayılan türkülerim! Yani peşim sıra bir sela bile verilmedi mi?


-Baba: Ölüler ardından verirler “sela” , şu tarihte doğdu bugünde öldü derler sen rahmetlinin yaşını dört işlem ile anlarsın! Yaşlı ise takmaz,genç ise acırsın! Ama sen; bu sela sonrası trajediye bile layık değilsin!

Oğul: Yine mi ile başlayan bir cümle mi kuracağım giderayak! Bu olmadı, hem de hiç mi hiç yaraşmadı baba!..

Baba: Yine yenidenlerin yok artık oğul,sen sonun başlangıcısın! Hayatı yarımlık olarak yaşayan başı olmayan bir hikayenin absürt kahramanısın! Figüranlıktan öteye geçemeyen!?! Konuşturma beni giderayak oğul! Kızgınım sana daha fazla zorlaştırma bu süreci!..

Oğul: İşte, işte bana doğru biri yaklaşıyor, musalla soğuğuna aşina beden doğrulmalı baba..! Kalk güneşin oğlu, fark et kimdir bu gelen! Misafir daima ayakta karşılanmalı, kalk hadi kalk!..

Baba: Gir koluma ve doğrul oğul!


Oğul: Seçemiyorum geleni baba..! kadın-erkek? genç-yaşlı? anlaşılamıyor!. İyice de yaklaştı, kim ola ki bu?

Baba: Bekle oğul bekle ve gör gelen kimdir!..


Oğul: Baba kimdir bu!?! Hoş geldin diyorum, hoş bulmuyor..! Ses veriyorum, aksi seda bile vermiyor..! Konu açıp;diğerleri nerede diyorum, kafayı iki yana sallıyor..! An geldi mi diyorum bir tek onu yanıtlıyor ecel'im :

-“Az kaldı” diyor az; yüreğime işleyen tanrı vari bir ses ile..

Eee artık gidelim diyorum..!

-Bu telaş nedir oğul ? sonsuzluk kapısını açmak üzeresin;tadını çıkar bu an‘ın , diyor…!

Bari herkes gibi beyaz olsaydı kefenim diyorum..!

-Sana kırmızı çok yakışıyor güneşin oğlu, diyor..! Basıyoruz karşılıklı kahkahayı, ölüme gülmek ya hani benimkisi ;işte diyorum tamam o an gelmiş anlıyorum..!

An bu an'dır değil mi baba..!

Baba: ...! (tutuyor elimi sıkı sıkıya ilerliyoruz)

Yürümeye başlıyorum refakatçim eşliğinde.
Birkaç adımdan sonra bir ses ile irkiliyor acınası tüylerim..! Gözler bayılma meyillisi, dönüyorum usulca sesin geldiği o malum yöne…!
Evet evet doğru tahmin ettiniz “aşk” bu…!
Ağlıyor peşim sıra ,yolun açık olsun der gibi; bir tas su niyetine akıttğı gözyaşları ile uğurluyor güneşin oğlunu!
-Gitme..! diyor, güneşin oğlu gitme…!


İşte;yine yenidenler ile çıkılan bir yolun daha sonu!..Bilmektir bu; aynı son ile onun yüzleştiğini!Cevabı bellidir hayatın, soru sormak artık gafilliktir..!Herşeyi bilmek ben demiştimin vehametidir..!Sonun başlangıcında belirmektir..!
Yanında olamamak ve yalnızlığa mahkum olmaktır..!Tahmin etmek zor değil hanidir..!Çünkü çünkü deja vu işlemiştir ta iliklerimize kadar..!Güç kalmamıştır artık,hayat için tutunacak dal parçası dahi ele batan bir kıymıktan ibarettir..! Umut saklanmıştır kaf dağının ardına..!Ne dağ vardır görünürde ne de umuttan eser..!


Şu sıralar öyle çok tekrarladık bu ve benzeri süreçleri, ben artık kendimi yineler oldum dostlarım..! İyi değilim; yazacak öyle çok şey var ki, bir yandan da yok!
Anlıyor musunuz durumun vehametini!..

ışığım sönmüştür yine yeniden..! çünkü gücünü sevgiden almakta fer'i ona göre parıldar iken güneşin oğlu babasınca,toplumca,normlarca hükümsüz kılınmış ve adı misali bir başınalığa itilmiştir..!
ve tek atımlık mermisi kalan kurşun asker gibi dolanmaktaydım sukürede..! aşk alışkın ben gibileri piyon olarak kullanmaya...! oyun bitince kaldırılan bir obje olmak ne kadar üzücü ve son umudunu bu şekilde heba etmek işte saçmalamak benimkisi sonunu getirememektir,her manada bu böyledir,aşkta da şu an yazdığım yazıda da geçerlidir bu hüküm çünkü ben yarımlık bir sefilim...! madem sonu gelmeyecek yarımlıkların bu yazıda böylece kalsın benden bir yarımlık olarak sonuna üç noktaya ne hacet !!!


3 yorum:

"yorumlayınız,yorunuz,yordurunuz efendim"