21 Mayıs 2009 Perşembe

gökkuşağı izinde


















kalp atışlarında ki bu ritim
Uzun bir yolun ilk adımlarına benziyordu,
heyecanlanınca hızlanıyor sakinleşince yavaşlıyordu yolu …
Adım atmasına tereddütle yaklaşiyor ve karar verememekle yüzleşiyordu…

ilk adım zor denmişti; bu yoldan nice önce geçen aşiklar…
Tadmışlardı yolculuğun hazzını ,
kederini ,elemini…
hiç istemeselerde ;
-kendisi görsün bırakın!! der gibi
ahkam kesip arka planda sonun
başlangıcını izliyorlardı…
Çikilan yol engebeliydi , ama hiçbir endişe dahi duymaması
ancak deli cesareti ile adlandırlabilirdi…
İlk adımı atmış yola çikmisti ilk hissettiği arkasından usulca esen ve mırıldanarak :
-yolun açık olsun “ademoğlu”
diyen sam yeliydi…
İlk karşilaştığı manzara önce ki aşikların karşilaştığı olaydan farklıydı…
Bu beklenmedik durum karşisında ki
ruh hali garipti…
Öylece bakakalmış anlam vermeye çalisiyordu,bu sahneyi bozmak istemiyor uzatmak istercesine yavaşca hareket ediyordu
İçindeki gel-git yerini merak ve korkuya bırakmaya başlamışken aniden duyduğu seranatın sesi birden yüreğinin ferahlamasına sebebiyet vermiş ,
derin bir oh çekerek toprağa yığılıvermişti.
Gökyüzü de bu olaya şahitlik edercesine nimetlerini birer birer aynı sofrada sunmak istercesine hareket ediyordu…
Kulağına ıslık çalan sam yelinin işiydi bu!!!
Toprağın aşkıyla buluşması her zaman ki
en muhteşem koku ile büyülüyordu etrafı,
bu enfes kokudan anlamıştı;
yağmur yağıyordu…
ama nedense ıslatmıyordu…
O an anlamıştı gökkuşağının başlangıç noktasında olmalıydı !!!
Kesinlikle burası olmalı diye geçirdi içinden
Renklerin sesli olması alışagelmiş
bir durum değildi…
Herbirinden gelen ahenk onu farklı bir aleme götürmüş olacak ki feryat etmek istercesine yaptığı hamle başarısız olmuştu…
Haykırmak istiyordu sizlerde duyuyormusunuz diyerek!!
Paylaşmalıydı bu muhteşemliği ,
ama bir nedeni olmalıydı ki
sesi kesilmiş , sadece izlemekle yetiniyordu…
Çaresiz çabalar sonuçsuz kalınca yola koyuldu.yüce dağların tozlu topraklı neminden ,şehrin çirilçiplak asfaltlarına kadar rivayet sandığı, sonunda kendisini kapısının önünde bulduğu yere ulaşmıştı,
Viraneyi andıran bu yerin kapı ve penceresi yoktu ,içeri girmek istiyor ama ayakları buna izin vermiyordu…
içeri girmesi tüm bu heyecanını alıp götürecek endişesi ile de korkuyordu …
Nihayet kendini telkin ederek içeri girebilmişti ,
içeride ki koku aklını başindan almıştı,
bu virane yapıda bu koku tezatlık yaratıyordu.
Şaşkındı,herkesin arayıp da ender kişinin başarılı olduğu ulemayı bulmuştu en sonunda…
Ulema ile konuşmaya yeltenecek oldu ki,
ulema neden geldiğini biliyorum ademoğlu:

-Sözün bittiği yerdesin ,
otur yanı başima ,söylediğime kulak ver
gönül kapını açık bırak ;
diyerek söze başladı…

-mavi;
yeni doğmuş bebeğin
haykırmasında saklı a oğul..

-Mor;doğa da ki canlıların
nidasında saklı a oğul

-Sarı;sefalet çekenlerin
nefesinde saklı a oğul

-Turuncu;aşkı bulanların
kalp çarpintisinda saklı a oğul

-kırmızı;bayrağının rüzgar ile
ahenginde saklı a oğul

-yeşil;harman zamanı
ekinden çikan sesde saklı a oğul


“ama nedendir bilinmez” dedi ulemâ :


-Turkuaz Tanrı’da saklı kaldı.
Onu görebilmek türklere özgü kılındı ...

“Turkuaz” sesi Yüce Türk Kavmi’nin sesidir
Bu ses hiç dinmeyecek ebedi olacaktır!!!

ferdi durusulu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"yorumlayınız,yorunuz,yordurunuz efendim"